CUMA SOHBETLERI

ŞAFİ   İSMİNDEN   ŞİFALAR  DUASIYLA

Sevgili Dostlar bir Cuma sohbetinde yine birlikteyiz. Bizler için  bir dünya imtihanı olan, hastalıklar, hastaneler olsun mu?.. Sohbetimiz...Geçen yıl yaşadığım ve benim gibi çoğu kardeşlerimizin hastane günlüğünden, bir nebze de olsa, birlikte paylaşalım...

“Nice sevmediğimiz şeyler vardır ki, o sizin için hayırlı olabilir.” Bakara: 216

Yukardaki  Ayet-i Kerimeyi çoğumuz, defalarca okuyup geçmişizdir. Ayet’i  anlayabilmek için, olayları yaşamak  gerekiyormuş meğer...Maddi musibetler olarak, tanımlıyacağımız hastalıklar, dertler sevmesekte bizim hayrımıza tecelli ediyor. İnanan insanı Yaradan’a yaklaştırıyor. Yeter ki musibetler manevi olmasın, imanı zedelemesin.

Yarım asrı geçen  ömrüm de, şu gerçeği kesin anladım..ki : Yaşanmadan dert anlatılamıyor. Yıllar..... bu sene olmazsa, seneye döneriz temenni ve tesellileriyle gelip geçerken, bir de baktık ki:

 Hayatımızı bozuk para misali harcamışız...

Geçmişe, geçmişlerimize bakınca hayat sermayemizi nerede? Nasıl? Harcadık sorusu, kabirde sorulmadan kendimize soralım....

Hemen her gün, camiler de cenaze namazı kılınmakta, genç yaşta sapa sağlam uçakla gelen gurbetciler, şimdi tek başına uçağın kuyruğunda, ebedi yurduna dönüyorlar. Tam her şeyi yoluna koyduk,huzura kavuştuk derken, ilahi davetiye ye boyun eğmek zorunda kalıyoruz..Kula da ancak aşağıdaki mısraya uyması yakışır.

“Gelsede Celalinden cefa, yahut Cemalinden vefa,

İkiside cana safa, kahrında hoş, lutfunda hoş.”

(Uyku yarı ölüm derler. Birazdan  ameliyata alınacağım, Narkoz veriliyor,  Ayetel-Kürsü’yü okumağa başlıyorum....Ve...düşünüyorum: (Bir ses, son dakikaların ne dilemek istersin..?) dese aceba ne derdim..!..veya ne derdik..? Hiç şüphesiz imanla gitmeyi dilerdik.

Yüce Mevla’nın Rahman, Rahim sıfatına sığınarak,  okumağa başladığım Ayetel-Kürsüyle iki saat sonra, yine Ayetel Kürsüyle uyanıyorum...Kulunun kalbine kendi adını yazan Rabbimize ne kadar hamd etsek azdır. Bir hafta hastanede kaldıktan sonra kur’a gönderildim.

Yemyeşil ormanın içinde, tepede bir hastane...manzaralı her türlü konforu mevcut..

Devamlı beraberimde taşıdığım manevi gıdamla (dua) başbaşayım..

Hep : (Allahım nerde olursam olayım, beni yalnız bırakma...sorumluluk bilinciyle, etrafıma faydalı olmayı,dinimi yaşamayı ve hal dilimle temsil etmeyi nasib eyle...ben cahil kulun, seni unutsamda, bir an bile sen beni bırakma...) niyazlarına başlıyorum..

Hz.Mevlana: “Kuru duayı bırak, ağaç isteyen tohum eker..”sözüyle, düşünceleri faliyete geçirmeye işaret ediyor. Acizane Allah’ın yardımıyla tatbik etmeliydim...

Kaldığım klinikte, Türk olarak on beş kişi civarındayız...Program bitişin de salonun bir köşesinde toplanılıyor, güncel konular konuşuluyordu:

Hastanın yalnız maddi gıdaya değil, manevi gıdaya da ihtiyacı var,  öyleyse  ahirete sermaye olacak tohum ekmenin tam zamanıydı. Yıllardır maddi Çek-up yaptıran hastalarla manevi Çek-up yapmağa başlamıştık....

“Hastalık çeken kulun günahları, yaprakların dökülmesi gibi dökülür.” Enam: 125-Ayeti onları hem sevindirmiş, hem de heyacanlandırmıştı...Rüzgar esmeyince yaprak kımıldamaz, Mevlanın yardımıyla esen manevi rüzgarlarla, “Mümin, müminin aynasıdır” Hadis-i Şerifi gereğince birbirimizin aynası olmuştuk.

Azıcık aşım, ağrısız başım korkusuyla, çekimser olanlarda vardı..Fakat Mevla neylerse güzel eyler,...Daha önce 2009 Yılın da geldiğim de, Müslüman bayanların yüzme kiyafetine (haşema) ye, spor elbisesi , bununla havuza giremezsiniz diyen zihniyet, şimdi (Hoş geldiniz) konuşmasında Müslüman bayanların havuza haşema ile girmelerinin dini bir vecibe olduğunu, bunun için de tolerans tanınması gerektiğini vurguluyordu.

Mevlüt Kandilin de kliniğin izniyle, Müslüman bayanlar bir oda da  toplandık, kur’anlar okundu, sohbetler yapıldı. Evlerden gelen, börek, çörek ne varsa birlikte yenildi.

Müslüman erkekler de, kliniğin arabasıyla  camiye gittiler.. Buraya gelmeden önce, böyle bir manevi sofrayı hiç birimiz hayel etmemiştik...Demek ki, dua ile ekilen tohumlar, ancak uğraşla elde ediliyormuş..Allah’ın yardımıyla böyle bir manevi lezzeti yaşamış olduk.

Ne güzel bir söz: “Severse Mevla sevdirir muhitine, sevmezse boğdurur muhitine.”

Bediuzzaman’ın şu güzel sözüyle Cuma sohbetimizi noktalıyalım..(Eğer biz yaşamımızla İslamın güzelliğini gösterirsek, sair dinlerin tabiileri dahi gruplar halinde İslama girerler. Hayat yaşla değil, yaşamakla bilinir.)

 

© Eğitimci Yazar - Zeliha YAVUZ

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !