HACIANNEMIN UNUTULMAYAN IBRETLI HIKAYELERI

HACIANNEMIN  UNUTULMAYAN IBRETLI HIKAYELERI

Menkibelerin hikayelerin bizim kültürümüzde çok önemli yeri vardır. Ne uzun uzadıya tarifler ne de bıktırıcı nasihatlara gerek duyulmamıştır. Okuyanda dinleyende sıkılmadan zevkle bir solukta okur bu mana iklimi saçan inci tanelerini...

Önemli olan bu değerli hazineleri kültürümüze kazandırmak...Tarihini geçmişini unutan neslimize. Aslını bozmadan sunabilmek.

Tarih tekerrürden ibaret deyimi ne kadar da doğru....

Akif’in “Ağlarım ağlatamam, hissederim söyleyemem;

Dili yok kalbimin; ondan ne kadar bizarım!”

Dediği gibi, hatıralarda saklı anlatılamayan nıce hikayeler kaybetmek üzere olduğumuz değerlerimizin aynaya yansımasıdır...

Kelimeleri kalıplara sığdırarak, coşkuları kalblere yansıtacak bu değerli kültür hazinelerini aslını bozmadan gelecek nesle aktarabilmektir amacım.

Her hıkayenin mutlak kahramanları vardır. Bu hikayelerin, hatta menkibelerin kahramanının hayat hikayesini bir nebze  anlatalım ki: kıssadan hisse alalım.

            Rahmetli Haci Annem, kendine guvenen, eskilerin deyimiyle:(Erkek gibi kadındı.) Genç denecek yaşta babamızı kaybedınce,evin hem anası hem de babası olmuştu. En küçük yavrusu altı aylık ,en büyük evladı on dört yaşında....Yedi yavru yetim kalınca, köyden Ankara’ya göçmek zorunda kalan Anacım, eşin dostun yardımıyla başını sokacak  bir gecede, gecekondu (küçük kulübe) yaparak yerleşir. Ankara gibi koca şehırde , zor şartlarda bizleri kanatlarının altında, tehlıkelerden koruyarak yemedi yedirdi, giymedi giydirdi.. Velhasıl çektiği çileler.boşa gitmedi. Muhtaç olmadan hepimizi babası olanlardan daha güzel yetiştirdi..

Evet...! aradan yıllar geçti...Bu satırları yazan bende, babaanne, anneanne oldum. Anacımın  en güzel ahlak ılkesını , menkibe ve hikayelerle bizlere miras bıraktığı için minnettarım... İstedim ki: Torunlarım gibi,  Avrupada tarihinden, kültüründen ,manevi değerlerinden mahrum yetişen neslimize,  dağarcığımdaki emanetleri aktarabilmek.

Elbette,  çoklarımızın ruhlarinin derinliklerinde, çocukken  dinlediğimiz kıssalar , unutulmayan hatıralar taptaze saklıdır...

Leyla’yı görenler Mecnun’a:”Bunun için mi çöllere düştün?” derler.

Mecnun, hiç tereddüt etmeden:

“Bir de benim gözümle bakabilseydiniz!” der.

21. Asrin Avrupa Türkler’inin genç kuşağı, üçüncü, dörtüncü ve gelecekteki generasyonlar.... ümit güneşi bulutlarla sisli, genç ruhlar kozmapolit batı gençliğinin takliti olmaktan dağınık, hapishaneler, gençlik sığınma evleri bizim evlatlarımızla dolu.

Akif’in “Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim.

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim,

Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım,

Çiğnerim, çiğnenirim,  hakkı tutar kaldırırım.”

Feryadı da neslin istikbali için değil miydi? Daha ana okulunda o yavrular manevi ve kültürel değerlerini tanıtalım ki sonları hüsran olmasın.Eğitimcilerin, pedogogların gözlemleri de, kalıcı ve faydalı eğitimin yedi yaşına kadar çocuklara verilen  değerlerdir,

 sözünü doğrulamaktadır.

Semtimizde bulunan bir Ana okulun da (Kinder Garten) müdürü  Herr Mülner, Türk çocukları için hikaye kitapları okumamı rica etmişti. İki yıl gibi bir sürede, çocuklardaki kimlik sorunlarının düzeldiğini, ana dilin çocuklar üzerinde son derece olumlu etki yaptığına bizzat şahit olduk. Yapılan hiç bir uğraş boşuna değildir. Fahri olarak, acizane manevi yaraları sarmakla inanılmaz mutlu olmak, kelimelerle ifade edilemez...

Değerli büyükler,  can yavrular..!

Zaman dilimini geri alarak artık,  Anacığımın kıssalarıyla tanışmağa ne dersiniz?

Keyifli okumalar...

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !